BAYIRBUCAK TARİHİ: Cenevre Mazbatası ve Ertelenen Dava
Bayırbucak Türkmenlerinin tarihi, kökleri XI. yüzyılda bölgeye gelen Oğuz boylarına dayanan bin yıllık bir varoluş mücadelesidir. Bu tarih, ne 2011'de başlayan Suriye İç Savaşı ile ne de son 10 yılın jeopolitik gelişmeleriyle başlamıştır. Bayırbucak’ın modern kimliği ve davası, köklerini doğrudan doğruya Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemine ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğu yıllara dayanan, "Sancak (Hatay) Davası"nın ertelenmiş bir parçasıdır.
Gazete arşivleri ve diplomatik yazışmalar, bu bölgenin "Halep Türkmenleri" gibi geniş bir etnografik tanımdan farklı olduğunu kanıtlar. 1930'larda konu "Halep'in Türkleri" değil, bizzat Hatay'a ilhak olmak isteyen, idari ve siyasi bir kimliğe sahip olan "Bayır", "Bucak" ve "Hazine" nahiyeleridir.
"Sancak Oyunu": İdari Koparma ve Cenevre Mücadelesi
Bayırbucak'ın kaderi, 1920'lerde Fransız Mandası'nın yaptığı bir 'idari oyun' ile değişti. Asıl "Sancak Oyunu" tam olarak budur: Tarihsel ve coğrafi olarak İskenderun Sancağı'nın (Hatay) doğal bir uzantısı olan bu Türk nahiyeleri, Sancak'ın nüfus sayımında Türk nüfusunu az göstermek amacıyla kâğıt üzerinde Sancak'tan koparılarak idari olarak Lazkiye'ye (Latakia) ilhak edilmiştir.
Bu stratejik hamlenin amacı 1930'larda ortaya çıktı: Hatay'ın bağımsızlığı ve Türkiye'ye ilhakı masaya geldiğinde, Fransa "Bayır-Bucak bu davanın bir parçası değil, burası Lazkiye'ye bağlıdır" tezini öne sürdü.
Türk basını bu oyunu fark etti. 20 Aralık 1936 tarihli Cumhuriyet gazetesi, "...Bayır, Bucak nahiyeleri Sancak dâvasının dışında telâkki olunamaz (dışında tutulamaz)" manşetiyle bu tezi reddetti. Bu, Türkiye Cumhuriyeti'nin Fransızların idari oyununu tanımadığının resmi bir ilanıydı.
Cenevre'de Ertelenen Dava
1937 yılı, Bayır-Bucak davasının zirvesidir. Bölge halkı, "dipçik altında" yaşadıkları zulmü protesto ederek (TAN, 19 Mart 1937) aktif olarak "Hatay'a ilhaklarını istediler" (Anadolu, 2 Mart 1937).
Konu, Cenevre'deki Milletler Cemiyeti'ne taşındı. Türkiye, bu bölgelerin demografik yapısını net bir dille savundu. 3 Mart 1937 tarihli Son Telgraf gazetesi, "Bayır ve Bucak tamamen Türktür" başlığıyla Cenevre'deki Türk-Fransız münakaşasını duyurdu. 16 Mart 1937 tarihli TAN gazetesi ise (Fransa'nın Lazkiye'ye ilhak ederek nüfusu gizleme oyununa atıfta bulunarak) bölge halkının "Temamen Türktür!" olduğunu belgeleriyle teyit etti.
En net kanıt 17 Mart 1937'de Yeni Asır'dan geldi: "Bayır, Bucak ve Hazne nahiyelerinin Türklüğünden şüphe edilemez... 21321 Türk..."
Ancak "Sancak Oyunu" diplomatik olarak amacına ulaştı. Fransızlar konuyu sürüncemede bıraktı ve Cenevre'de Hatay'ın statüsü çözülürken, Bayır-Bucak meselesi uluslararası toplum tarafından **"tehir edildi" (ertelendi)**.
Bu site, 1937'de Cenevre'de ertelenen bu davanın dijital hafızası; "yüzde yüz Türk" (Yunus Nadi, 1938) olduğu halde asimilasyona terk edilen bir halkın kültürel direnişidir.